2009 Dünya Gıda Günü: Kriz zamanlarında gıda güvenliğini sağlamak

Haberlerde sürekli olarak küresel ekonomik krizden bahsedildiği bu günlerde, herkesin ofislerde ve fabrikalarda çalışmadığını hatırlamak gerekiyor. Kriz, dünyadaki aç insanların %70'inin yaşamakta ve çalışmakta olduğu küçük ölçekli tarım arazilerini de etkiliyor. 2007-2008 yıllarında gıda ve akaryakıt fiyatlarındaki artışın ardından, gelişmekte olan ülkelerin kırsal kesimlerinde durum vahamet arz ediyor. İkinci kriz, yoksulları tam da en kötü anlarında yakalıyor. İşsizlik arttıkça, şehirde veya yurtdışında çalışan akrabalar da artık daha az para göndermeye başlıyor. Küçük tarımsal köylerde, yoksul kesim, gıda alacak birikimlerini artık tüketmiş durumda. Haberlerin ve hükümet gündemlerinin ana başlığı, küresel ekonomik kriz. Zengin ekonomileri yeniden canlandırmak için trilyonlarca dolar harcanıyor. Peki, yoksulların elinden kim tutacak?

Bu makalede ekonomik krizin gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkileri incelenirken, bu ülkelerin en savunmasız nüfuslarını açlıktan nasıl koruyabilecekleri ve yatırım yoluyla tarım sektörünün nasıl gelecekteki krizler karşısında kendini koruyabilir hale getirebileceği ve hatta yoksul çiftçilerin yüksek gıda fiyatlarından nasıl kar edebileceğini kaleme almıştır. Bu, dünyada görülen ilk ekonomik durgunluk değildir. Yarına hazırlıklı olabilmek adına geçmişte ülkelerin gıda güvenliğini nasıl sağlamış olduğuna bakarak, kendimize dersler çıkarabiliriz. (bkz. Etiyopya'da nakit para, gıda yardımlarını artırmakta ve Endonezya'da fiyatların, üretimin ve gıda güvenliğinin dengelenmesi)

Gıda krizi ve mali kriz

2007 yılının ortalarından 2008 yılının ortalarına kadar FAO gıda fiyatları endeksi ortalama %57'lik bir artış göstermiştir. Dünya genelinde, aç nüfus 2007 yılında 75 milyonluk bir artış kaydetmiştir. Sonrasında, 2008 yılının Temmuz ayında, gıda fiyatları düşmeye başladı. Ancak, fiyatlardaki bu düşüş eğilimi, gıda krizinin sonuna gelindiğine işaret etmemektedir. IMF'ye göre küresel tahıl fiyatları, 2005'teki fiyatlara göre halen %63 daha yüksektir. Gıda krizine doğrudan neden olan faktörler halen daha mevcuttur:

• Tarımsal verimlilik düşüktür.
• Gıda güvenliğinin sağlanmadığı ülkelerin çoğunda nüfus artış hızı halen daha fazladır.
• Su mevcudiyeti ve arazi kullanımı, önemli sorunlardır.
• Sel ve kuraklık olayları uzun dönem ortalamalarının üzerinde meydana gelmektedir.
• Tarımsal araştırma ve geliştirmeye yapılan yatırım, uzmanların önerilerinin çok altındadır. ve yoksul nüfus için asıl önemli olan ürünleri hedef almamaktadır.

Gıda krizinin ardından, küresel ekonomik kriz meydana geldi. Kriz nedeniyle ücretler düştü ve işsizlik baş gösterdi. Dolayısıyla, yoksul kesim şimdi iki eşzamanlı krizle karşı karşıya kalmıştır. Yoksul kesimin gıda kriziyle başa çıkmada başvurduğu çoğu araç da tükenmiş olduğundan, durum daha da vahim bir hal almıştır. Örneğin, çoğu malvarlığı halihazırda satılmıştir ve tüketimde bir azalma olduğundan, malların orta sınıfa satılması, artık daha zordur. Göç etmek artık daha zordur; çünkü gelişmiş ülkeler de kendi krizleriyle baş etmektedir .Finansman tüketimi için borçlanmak, sıkı kredi piyasalarıyla engellenmiştir. Doğrudan yabancı yatırımlardaki azalma ve birincil emtiaların ihracatındaki düşüşlerin sonucunda, yoksul ülkelerde işsizlik artacaktır. Zengin ülkelerdeki ekonomik duruma bakacak olursak, sağlanan kalkınma desteği ve insani yardımın azalması beklenmektedir. Dünya Bankası verilerine göre, 2008 yılında resmi kayıtlardaki bağış tutarı yaklaşık 300 milyar Amerikan doları veya gelişmekte olan ülkeleri bir grup olarak düşünürsek, o grubun Gayri Safi Yurtiçi Hasılasının yüzde ikisidir. Özellikle, geleneksel anlamda göç eden işçilerin istihdam edildiği inşaat ve imalat sektörlerindeki ekonomik durgunluk, hem kırsal hem de şehirde yaşayan ailelere yardım amaçlı yollanan paranın miktarında anlamlı bir düşüş olacağına işaret etmektedir.

En savunmasız olanı korumak

Aşağıda incelenecek olan tarıma verilen uzun vadeli kalkınma yardımının yanı sıra, şu anda toplumun en savunmasız üyelerinin yardıma ihtiyaç duydukları oldukça açıktır. Aşağıda, kamu politikaları müdahaleleri gözden geçirilmiştir; bu sayede, kriz zamanlarında bile insanların açlık ve kötü beslenmenin en kötü sonuçlarına karşı korunabileceği gösterilmiştir:

• Aç insanlara erişebilmenin ilk adımı, o kimselerin kimliğini, yaşadıkları yeri ve durumlarını bilmektir. Gıda fiyatlarını izleyerek, hükümetler, ülke ve toplumlar içerisinde açlığın en çok yaşandığı, hissedildiği yerleri saptayabilirler. Sonrasında da, sosyal güvenlik programları (“güvenlik ağları”), en savunmasız olanlara götürülebilir. Bu programlarda, dağıtım programları, nakit transferi programları ve istihdam programlarına yer verilebilir (bkz. Kriz kötüleştikçe Brezilya güvenlik ağını genişletiyor)

• Aç insanlara yönelik sosyal programların, şartlarla uygunluk gösterecek şekilde dikkatlice hazırlanması gerekir. Örneğin, gıda piyasalarının işler olduğu ve hedefin gıdayı satın almak için mali gücün artırılması olduğu yerlerde, nakit transferleri veya gıda damgaları gıdaya olan erişimi iyileştirebilir. Gıda piyasalarının iyi işlemiyor olması halinde, örneğin; uzak yerlerde veya savaş sonrası yıkılmış bölgelerde, doğrudan gıda yardımı veya “iş için gıda” gibi programlar, daha uygun olacaktır.

• “Üretici güvenlik ağları”nın da önemli bir rolü olabilir. Örneğin, Malavi ve Etiyopya'da tohum ve gübre için verilen sübvansiyonlar ve ürün sigortasına getirilen yenilikçi yaklaşımlar, sosyal korumanın bir parçası olmuş durumdadır. (bkz. Etiyopya'da nakit para, gıda yardımlarını artırmakta)

• Büyümede %4'lük bir gerileme kaydeden bir ülkede, kötü beslenen çocukların sayısında %2'lik bir artış beklenebilir. Çocuklarda ve hamile veya emziren kadınlar gibi diğer savunmasız nüfus gruplarında, yetersiz mikro besin öğelerinin tüketilmesiyle mücadele etmek için, gıda programlarında, beslenme çeşitliliğini sağlamaya veya iyileştirmeye, hatta mikro besin öğeleri veya güçlendirilmiş gıda maddeleri dağıtmaya çalışılması gerekir. Daha büyük çocuklar ise, okula yönelik beslenme programlarına ihtiyaç duyacaktır. Uzun vadeli tedbirler arasında, kaliteli anne sütü sonrası gıda üretmek için küçük ölçekli gıda sanayini desteklemek; emzirmeyi desteklemek ve teşvik etmek; yeterli beslenme eğitimi sağlamak ve çocukların gelişimini izlemek gibi tedbirler bulunmaktadır.

Tarıma yatırım yapmak

2008 yılında küresel tahıl üretimi, tahmini olarak 2.245 milyon tona ulaşarak rekor miktara ulaştı. Bu miktar, öngörülen yıllık ihtiyacı karşılayacak ve dünya stoklarında makul bir yenilemeye imkan verecek kadardı. Ancak, miktardaki bu artışı sağlayanlar gelişmiş ülkelerdi. Daha çekici fiyatlara cevaben, gelişmiş ülkeler, tahıl çıktılarını %11 artırdılar. Bunun aksine, gelişmekte olan ülkeler, yalnızca %1.1'lik bir artış gerçekleştirdiler. Çin, Hindistan ve Brezilya'yı bu ülkelerin dışında bırakacak olursak, diğer gelişmekte olan ülkelerin üretimi aslında %0.8'lik bir düşüş kaydetmiştir.

Yüksek tahıl fiyatlarından kar elde etmeye asıl ihtiyacı olan en yoksul ve gıda güvenliği açısından en kötü durumdaki çiftçiler, bu fırsatı değerlendiremediler ve girdi veya pazarlama imkanlarına erişimleri olmadığından üretimlerini geliştiremediler. FAO'nun hesaplamalarına göre, yılda 30 milyar Amerikan doları tutarındaki yatırımın çiftçilere yardımcı olmak amacıyla gelişmekte olan ülkelerdeki tarım sektörüne aktarılması gerekmektedir. Ancak bu miktardaki bir yatırımla, 1996 Dünya Gıda Zirvesi’nde kararlaştırılmış olan, 2015 yılına kadar dünya üzerindeki aç insanların sayısını yarı yarıya azaltmak hedefine ulaşmak mümkün olabilir. Zengin ülkelerdeki tarımı desteklemek için 2007 yılında harcanan 365 milyar Amerikan dolarıyla ve dünyanın her sene silahlanmaya aktardığı 1.340 milyar Amerikan dolarıyla ve 2008-2009 yıllarında finans sektörünü iyileştirmek için kısa bir süre içerisinde bulunan trilyonlarca dolarla karşılaştırıldığında bu miktar, oldukça azdır. Bir yılda, 30 milyar dolar tutarında yapılacak bir yatırım, toplamda yıllık 120 milyar dolarlık bir fayda sağlayacaktır. Bu,

• tarımsal verimliliği geliştirecek ve yoksul kırsal toplumlardaki geçim kaynaklarını ve gıda güvenliğini iyileştirecektir;
• doğal kaynakları geliştirecek ve koruyacaktır;
• kırsal altyapıyı genişletecek ve iyileştirecek ve daha fazla kişinin pazara erişmesini sağlayacaktır;
• bilginin üretilmesi ve dağıtılması için kapasiteyi güçlendirecektir;
• güvenlik ağları ve diğer doğrudan yardımlarla, en çok ihtiyacı olan kimselerin gıdaya erişimini garanti altına alacaktır.

Hem devletin hem de özel sektörün yatırımına ihtiyaç duyulmaktadır. Daha spesifik anlamda, hedef gözterek yapılan kamu yatırımlarının, özellikle bizzat çiftçilerin yaptığı özel yatırımları teşvik edici ve kolaylaştırıcı nitelikte olması gerekir. Örneğin, verimli bir bölgede devletin yeni bir karayolu inşa etmesi, aynı bölgedeki özel yatırımları karlı kılacaktır.

2009 yılında aç insanların sayısının 105 milyon artacağı tahmin edilmekle birlikte, şu anda dünyada yetersiz beslenen kimselerin sayısı 1.02 milyardır. Bu da, insanlığın neredeyse altıda birinin, açlıkla mücadele ettiği anlamına gelmektedir.

2009 yılı Dünya Gıda Haftası ve Dünya Gıda Günü vesilesiyle, gelin bu rakamları ve bu rakamların arkasında yatan acıları duyuralım. Kriz olsun olmasın, açlıkla ilgili birşeyler yapabilecek bilgi birikimine sahibiz. Sorunları önemli olarak addettiğimiz sürece onları çözmek için gereken parayı bulma imkanlarına da sahibiz. Gelin, açlığın önemli bir sorun olarak algılanması için beraber çalışalım ve bu sorunu çözelim. FAO'nun 2009 yılının Kasım ayında gerçekleştirilmesi önerisinde bulunduğu Dünya Gıda Zirvesi, açlığın yeryüzünden silinmesi için atılacak temel bir adım olabilir.

Endonezya'da fiyatların, üretimin ve gıda güvenliğinin dengelenmesi

Endonezya'da kırsal kesimlerde yaşayan milyonlarca yoksul aile, gelirlerinin yüzde 20'sini harcadığı pirinç fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı savunmasız durumdadır. Diğer bir yandan, çoğu gıda güvenliğini sağlayamamış olan 25 milyon küçük ölçekli çiftçi, temel gıda maddeleri yetiştirip, fiyatlardaki her türlü artıştan kar elde etmek istemektedir. Uluslararası pirinç fiyatları, Ekim 2007'de ton başına 325 Amerikan dolarından Mayıs 2008'de 1000 Amerikan dolarına fırladı. Bu da aşağıdaki seneryoya zemin hazırlamış oldu: Nisan 2008'de, hükümet, yoksul aileler için sübvanse edilen pirinç karşılığında ne kadar para ödeyeceğini açıklamak üzereydi. Özel sektör de bu durumdan kar sağlayacağı umuduyla, normal miktarın üzerinde bir miktardaki pirinç stoğunu elinde tuttu. Toptan pirinç fiyatları yükseliyordu, bu da hükümetin satın alma faturasının tutarını artıyordu. Yüksek uluslararası pirinç fiyatlarından dolayı, özel sektör, pirinç ihracatına imkan sağlamak için hükümetle müzakere ediyordu. Yüksek uluslararası fiyatlar, pirincin ülke dışına kaçırılması korkularını da beraberinde getiriyordu. Hükümetin normal alımının da üzerinde bir alım yapması gerekiyordu çünkü hükümet, yoksul hanehalkına ayırdığı payı artırmıştı.

Devlet gıda satın alma ve dağıtım ajansı BULOG'un pirinci, yaklaşık enflasyon oranı olan yalnızca %7.5'lik bir artışla alacağını açıklamasıyla hükümet, gerilimi azaltmış oldu. Yalnızca normalden fazla stoğun birikmiş olmasıyla, BULOG'un münhasıran ihracatına izin verilecekti. Bu arada, iyi yağış, sübvanse edilmiş gübre ve pirinç çeşitliliğindeki yüksek verim dağılımının sonucunda, 2007 yılında pirinç üretimi yüzde 5, 2008 yılında ise yüzde 5.5 artış gösterdi. BULOG, hasat zamanının tam ortasında fiyatlar düşmesin diye üretim fazlasını satın aldı. Başka bir deyişle, hükümet, artmış çiftçi verimliliğini desteklemek ve yüksek bütçe açığı vermeden en savunmasız kesimlere pirinç sağlamak adına, kriz başlamadan önce sisteme soktuğu bir güvenlik ağıyla cesur bir şekilde hareket etti.

Kriz kötüleştikçe Brezilya güvenlik ağını genişletiyor

Brezilya'da ekonomi 2008 yılının son üç ayında yavaşlamaya başladı, sonrasında endüstriyel çıktıda bir düşüş görüldü. Birçok analist, ulusal ekonominin 2009 yılında yalnızca yüzde 0 ila 1 büyüme göstereceği tahminlerinde bulunuyor. 2008 yılı Aralık ayında, çoğu endüstri sektöründen olmak üzere 655.000 işçi işten çıkarıldı. İşten çıkarılanların 130.000''den çoğu da tarım sektöründe çalışmaktaydı. Ekonomik krizin, açlığı daha da artırmasını engellemek için hükümet aşağıdaki tedbirleri aldı:

• Çiftçilere ürün başına ödenen garanti fiyatlarının 15 üründen 29 ürüne çıkartıldığı bir aile çiftliği programı.
• Doğal afetler durumunda, ilave 421.000 küçük çiftçiye sağlanan ek korumayla birlikte kuraklığa karşı gelir sigortası programı sel ve aşırı yağışı kapsayacak şekilde genişletildi. .
• Ülkedeki en önemli nakit yardım programı olan Bolsa Família, programa 1.3 milyon aileyi dahil etti.
• Aralık 2008'den itibaren işlerini kaybetmiş olan ve hükümet kayıtlarına göre sayısı 104.000 olan belirli işçilere, beş ay yerine yedi aylık işsizlik sigortası hakkı verildi.
• Asgari ücret, %12 artırıldı; böylece asgari ücret alan 35 milyon Brezilyalı bu iyileştirmeden faydalandı.

Brezilya'nın, en savunmasız vatandaşlarını zor geçim koşulları ve açlıktan korumada gösterdiği kararlılık, 2006 yılında Montevideo, Uruguay'da düzenlenen İber-Amerika Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde, liderlerin açlığın 2025 yılına kadar Güney Amerika ve Karayipler'de tümüyle ortadan kaldırılmasına ilişkin verdiği sözün bir parçası olarak görülebilir.

Etiyopya'da nakit para, gıda yardımlarını artırmakta

Etiyopya'da gıda krizi sanki hep vardı. İyi yağışın keydedildiği yıllarda bile, bu dağlık ülke, kendine yetecek kadar üretim yapamamakta ve gıda yardımı istemekteydi. Yeni bir yaklaşımla, bu yardıma olan bağımlılık giderilmeye çalışılmaktadır.

Üretici Güvenlik Ağı Programı sayesinde (Afrika'daki benzeri programlarının içerisindeki en büyüğüdür) hükümet, tarıma dayalı kırılgan ekonomiye nakit para sağlamaktadır. Kırsal alanlarda yollar veya köprülerle bayındırlık hizmetlerinde yaratılan istihdam veya doğrudan ödemelerle sağlanan nakit para veya gıda her yıl altı aylık bir süre için yaklaşık sekiz milyon Etiyopyalıya gitmektedir. Çiftçi aileler, diğer altı ayda da kendi yetişdirdikleri ürünler sayesinde geçimlerini sağlamaktadır. Programın birincil hedefi, gıda güvenliğinin kronik olarak sağlanmadığı hanehalkına, gıda güvenliğini sağlamak için yeterli varlıkları ve geliri tesis etmektir.

Hükümet aynı zamanda, yoksul çiftçileri kendi evlerinde yetiştirdikleri ürünleri daha da fazla satabilmesi için teşvik etmektedir. Aynı zamanda, hükümet, ihracatı da teşvik etmektedir; örneğin, besicilikle birlikte soğanlı bitkiler, balmumu ve bal gibi ürünleri desteklemektedir.

2005 yılında ülkede başlatılan bu yeni yaklaşım, 2007-2008 yılında gıda fiyatlarının artması ve yabancı yatırımların ve bağışların düşmesiyle bir baskı altına girdi. Ancak, yakın zamanda programdaki 1000 hanehalkının katıldığı ankete göre, tüm gıda transferlerinin tümünün tüketildiği nakit paranın da çoğunun gıda almak için kullanıldığı sonucu ortaya çıkmıştır. Ankete katılanların gıda almak için, özellikle büyükbaşları olmak üzere varlıklarını satmaya yanaşmadığı ve bunun sonucunda da, gıdadan yoksun kaldıkları görülmüştür. Programın içerisinde, nakit para ve gıda transferlerinin düşük miktarlarda yapılması veya dengesiz dağılımı gibi sorunlar da kaydedilmiştir. Çok kısıtlı sayıda hanehalkı, kendini açlıktan daimi olarak kurtarabilmiş durumdadır. Varlık yaratma girişimlerinin oldukça sınırlı sayıda yapıldığı saptanmıştır. Bununla birlikte, hükümet ve donörler, benzeri tarımsal destekleri kapsayacak şekilde genişletilecek olan bu programa daha fazla finansman sağlama taahüdünde bulunmuştur.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü
www.fao.org

Daha fazla bilgi için:
Dünya Gıda Günü ve Özel Girişimler Şubesi
İrtibat numaraları: +39 06 570 55361 / +39 06 570 52917
Faks: +39 06 570 53210 / +39 06 570 55249
E-mail:world-food-day@fao.org / telefood@fao.org

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)
Viale delle Terme di Caracalla

16 ekim 2009 dünya gıda günü